14 Nisan 2010 Çarşamba

BERLIN

Gecen sene Ostern (Paskalya Bayrami) tatilinde Salzburg (Avusturya) ve Zürih (Isvicre)`ye gitmistik.(10.04.2009) Bu sene de sevgili kocamin ayarlamalari sonucu Almanya`nin baskenti ve genis bir kültürü icinde barindiran Berlin´e gittik. (02.04.2010)
Cuma günü sabahin köründe kalkip, kostur kostur ICE (Intercity Express) trenine yetistik. Alti kisilik bir kompartimanda karsilikli pencere kenarina oturduk. Kompartimanda bizden baska 3 kisilik bir aile ve de bizim yaslarda bir kadin vardi. Tren önce Stuttgart´ta, daha sonra da Mannheim ve Frankfurt´ta durdu. Yaklasik 8 saat sonra Berlin´deydik. Hauptbahnhof´ta(Anaistasyon) indik. Simdiye kadar bu kadar büyük bir istasyon görmedigimizdendir ki, bi aptallik sardi ikimizi de. Simdi Cagatay okusa bu satirlari " Hic de bile, ben gayet kolay buldum yolumu" diyecektir. :) Ama U-Bahn, S-Bahn, Metrobus ve sehirlerarasi trenlerin hepsini ayni anda barindiran, (kac katli oldugunu saymadim) 4-5 katli, ayni anda icinde hem alisveris yapabileceginiz yerler hem de yemek yiyebileceginiz lokantalar barindiran, her tarafinda levhalar ve yön tabelalari olan, kocaman bir alisveris merkezini andiran bir tren istasyonuydu. Ostern tatili olmasini firsat bilen herkes Berlin´e gelmis olmali ki, oldukca da kalabalikti.
Kendimize 7 günlük sinirsiz ulasim biletimizi (27 euro) aldiktan sonra kavga dövüs binmemiz gereken trenin hangi kattan ve hangi bölümden gectigini bulduk. Inmemiz gereken istasyon Zoologischer Garten duragi. Önce otele gidip elimizdeki bavullari birakmamiz gerekiyor. Kaldigimiz otel Berlin Mark Otel. Kurfürstendamm caddesi Meineke sokagi üzerinde 3 yildizli güzel bir otel. Kocaman bir yuvarlak cizerek :) en uzun yoldan oteli bulduk, yükümüzü attik, rahatladik. Kendimizce bir seyahat programi yaptiktan sonra yollara koyulduk.
Ilk gün, 8 saatlik bir tren yolculugundan sonra, Hayvanat Bahcesini gezmeye karar vermistik. Ama yine de günü nerdeyse bitirmistik. Berlin Zoo sonrasi meshur Türk Mahallesine gitmeye karar verdik. Internetten arastirdigimiz üzre Kreuzberg Merkezi´ne gitmemiz gerekiyor. Ama google´a yazdigimizda bir türlü bulamadik. Seyyar satici bir Türk bulduk ve sorduk. Onun tarifi ! üzerine M29 nolu metrobus a bindik ve tam da istedigimiz yerde indik. O kadar mutlu olmustuk ki, sanki otobüsle Türkiyeye gelmistik. Otobüsten inen bir Türk´e de nerde yemek yenecegini sorduk. Cevap Hasir Ocakbasi....Adana´daymis gibisine gidip kebaplarimizi yedik, sokaklarini dolasip, otele döndük.
Ikinci gün aksami internetten sinemalari arastirdik ve Wedding civarinda Eyvah Eyvah´in oynadigi Alhambra sinemasina gittik.
Berlin´de toplam 3 gece 4 gün kaldik. Her sabah erkenden kalkip, kahvaltimizi yapip (en zevkli yani) yollara koyulduk. Sirasiyla Kais Wilhelm Gedächtniskirche, Europa Center, KaDeWe (Kaufhaus des Westens), Charlottenburg, (Berliner Mauer) Berlin duvarinin kalan kismiyla olusturulan acikhava müzesi (East side Galery), Fernsehturm, Rotes Haus, Berliner Dom, Müzeler Adasi, Unter den Linden, Brandenburgertor, Reichstag, Baris Heykeli, Potzdamer Platz, Checkpoint Charlie ve Genderman Markt ´i gördük. Sinirsiz ulasim biletimize ragmen, cok yürüdük, cok yorulduk. Ama cok sey gördük.

Reichstag-Berlin

Kreuzberg-Türk Mahallesi-Berlin

Brandenburgertor-Belin

Pazartesi günü ise 15:37 ICE treniyle geldigimizden daha yorgun bi sekilde evimize geri döndük. Benim zavalli kocacigim da Sali günü erkenden kalkip isine gücüne koyuldu.

3 Mart 2010 Çarşamba

Tarih bir yil önce bugündü.Tüm sevdiklerimi arkamda birakip ve tüm bildiklerimi unutup saat 16:30 Ist-Münih ucagina binip buraya geldim.
Evimi Almanyaya gönderdikten sonra uzun bi süre beni evine kabul eden Füsun ablamin oturma odasinda, heyecandan sabaha kadar uyuyamamis olsam da, tam anlamiyla kalkip hazirlanmaya basladigimda saat 10 civariydi. Saat 12 de Fabrikadan bir arac beni almaya gelecekti ve ben anahtari Füsun ablaya verip vedalastiktan sonra fabrikadaki diger Hava Alanina gidecek arkadaslari almaya gidecektik. Bilgisayarda biraz oyalanip, birkac bisey yedikten sonra beni hic yanliz birakmayan cnm arkadasim Nursema aradi. Yeni uyanmis :) benim coktan gitmis olmam korkusuyla hemen telefona sarilmis :) Birkac dakika sonra da kapida belirdi. Bavullarimi tasimaya yardim etti ve beraber asagiya indik. Saat 12 de gelmesi gereken arac yarim saat 45 dakika gecikti. Hafiften atistiran yagmurun altinda sütüm ile birlikte, beraber gecirdigimiz güzel günleri konustuk, aglastik. Zaten aglamaya o kadar müsaittim ki....
Arac geldiginde Hava Alanina coktan gec kalmistik. Söfor, anahtari Füsun ablama birakmama homurdandi, söylendi. O nedenle daha önce vedalasamadigim arkadaslarimin önüne kadar gidip, Füsun ablama anahtari verip, sarilip aglasip kosarak arabaya geri döndüm. Benim Bölgeye geldigimi gören diger arkadaslarimdan daha sonra sitem dolu telefonlar aldim. Ama benim bi sucum yoktu.
Fabrikaya gittigimizde Erden, Tolga, Hayriye ve diger hava alani yolculari bizleri bekliyordu. Onlarla da vedalasirken göz yaslarimi tutamadim. Hic beklemeden yola koyulduk.
Daha önce bircok kez Hava alanina gitmistim Cerkezköyden. Ama ilk defa bu kadar uzun, bu kadar buruktum. Sansliydim aslinda. Giengene giden 2 kisi vardi fabrikadan. Onlarla beraber ayni ucaktaydik ve beni Cagataya onlar götürecekti. Bu kadar moral bozuklugu icindeyken, bir de yön bulma problemim olmayacakti.
Dumanli ve soru isaretleriyle dolu bir kafayla 16:30 Münih ucagina bindim. O andan sonra kalbimdeki burukluk yerini heyecana birakti. Nasil bir yere gidiyorum? Nasil insanlarla muhatap olacagim? Beni nasil bir hayat bekliyor?
Bir yil sonra bile, yasadiklarim o kadar net o kadar taze ki, gözümden yanagima dogru süzülen yaslari engelliyemiyorum.O zamanlar diyordum ki: "keske gözlerimi acsam kapasam da biraz zaman gecmis, ben oraya yerlesmis ve adapte olmus olsam" Gercekten de zaman arzu ettigim kadar hizli gecti. Getirdikleriyle ya da alip götürdükleriyle......

22 Ocak 2010 Cuma



"O kadar yanlizim ki!"
Dünyaya küstügüm zamanlarda, ic ceke ceke aglarken, aklimdan gecen tek cümle. Ha bir de " neden kimse beni anlamiyor"... En nefret ettigim huylarimdan biri de kendi dünyamda yasamam ve karamsarligim...
Cerkezköye ilk gittigim zamanlar kendi kendime cok kiziyordum. Ailemden, arkadaslarimdan, isimden, kurulu düzenimden ettim kendimi, evlendim, sürüklendim geldim diye cogu kez pisman oldum. Peki sonra ne yaptim, 3 sene sonra ayni seyi yaptim, bu kez de Almanyaya yerlestim. Önce önümdeki Lego parcalariyla yeni bir dünya kurdum kendime, tam icine kendimi koyacakken, yine kendi ellerimle bozup yenisini yapmaya basladim. Her seferinde daha iyisini yapmam gerekirken, beceremedim. Tüm bunlarla ugrasirken hayati kacirdim. Ailem var dedim, onlar bana yeter dedim ama sonra anladim ki ailem de beni cogu zaman anlamiyor, onlarin yanindayken de yanlizim.
Bir tek sende kendimi buldum, senin sesinle mutlu oldum, senin nefesinde huzur buldum. Ama senin de bana sirtini döndügün zamanlarda ben yine yanliz kaldim, sessiz kaldim, nefessiz kaldim.