5 Mayıs 2011 Perşembe

Hizir´dir...Yetisir...

"bugün kirmizilar kusanin,
eteklerinizden gül yapraklari sacilsin sokaklara...
agzinizda bir cocugun kiraz tadinda gülümsemesi,
deli tutuldugunuz sevgiliye,
gönderin o gülümsemeyi...
ya da kapisina dayanip bagirin avaz avaz: "kirmiziyim sana!"
ciplak ayakla toprak ana´ya sarkilar söyleyeceginiz,
kiraz cicekleri, gül bahceleri vaadedin.
aksami bahardan gecip yazi davetle karsilayin...
toprak ana´ya düs tohumlari serip
tüm dünyaya bolluk dileyin...
gögünde günes kizila dönerken
daha kan renginde dolunaya varmadan sehir,
sah damarinizda atan hayat,
askla ve bereketle,
dansla ve kahkahayla
susuz ve sevgisiz tenlere inat,
büyüsün,
cogalsin,
nefes alsin yeniden...
düslerinizi narin bir gül dalina
kirmizi bir kurdeleyle dügümleyin.
hizirdir, yetisir gelir,
bayramdir hizir´a ates alacasi...
ve elbet vardir bu sehirde,
asigi sevgiliye kavusturacak bir gül agaci..."

14 Nisan 2010 Çarşamba

BERLIN

Gecen sene Ostern (Paskalya Bayrami) tatilinde Salzburg (Avusturya) ve Zürih (Isvicre)`ye gitmistik.(10.04.2009) Bu sene de sevgili kocamin ayarlamalari sonucu Almanya`nin baskenti ve genis bir kültürü icinde barindiran Berlin´e gittik. (02.04.2010)
Cuma günü sabahin köründe kalkip, kostur kostur ICE (Intercity Express) trenine yetistik. Alti kisilik bir kompartimanda karsilikli pencere kenarina oturduk. Kompartimanda bizden baska 3 kisilik bir aile ve de bizim yaslarda bir kadin vardi. Tren önce Stuttgart´ta, daha sonra da Mannheim ve Frankfurt´ta durdu. Yaklasik 8 saat sonra Berlin´deydik. Hauptbahnhof´ta(Anaistasyon) indik. Simdiye kadar bu kadar büyük bir istasyon görmedigimizdendir ki, bi aptallik sardi ikimizi de. Simdi Cagatay okusa bu satirlari " Hic de bile, ben gayet kolay buldum yolumu" diyecektir. :) Ama U-Bahn, S-Bahn, Metrobus ve sehirlerarasi trenlerin hepsini ayni anda barindiran, (kac katli oldugunu saymadim) 4-5 katli, ayni anda icinde hem alisveris yapabileceginiz yerler hem de yemek yiyebileceginiz lokantalar barindiran, her tarafinda levhalar ve yön tabelalari olan, kocaman bir alisveris merkezini andiran bir tren istasyonuydu. Ostern tatili olmasini firsat bilen herkes Berlin´e gelmis olmali ki, oldukca da kalabalikti.
Kendimize 7 günlük sinirsiz ulasim biletimizi (27 euro) aldiktan sonra kavga dövüs binmemiz gereken trenin hangi kattan ve hangi bölümden gectigini bulduk. Inmemiz gereken istasyon Zoologischer Garten duragi. Önce otele gidip elimizdeki bavullari birakmamiz gerekiyor. Kaldigimiz otel Berlin Mark Otel. Kurfürstendamm caddesi Meineke sokagi üzerinde 3 yildizli güzel bir otel. Kocaman bir yuvarlak cizerek :) en uzun yoldan oteli bulduk, yükümüzü attik, rahatladik. Kendimizce bir seyahat programi yaptiktan sonra yollara koyulduk.
Ilk gün, 8 saatlik bir tren yolculugundan sonra, Hayvanat Bahcesini gezmeye karar vermistik. Ama yine de günü nerdeyse bitirmistik. Berlin Zoo sonrasi meshur Türk Mahallesine gitmeye karar verdik. Internetten arastirdigimiz üzre Kreuzberg Merkezi´ne gitmemiz gerekiyor. Ama google´a yazdigimizda bir türlü bulamadik. Seyyar satici bir Türk bulduk ve sorduk. Onun tarifi ! üzerine M29 nolu metrobus a bindik ve tam da istedigimiz yerde indik. O kadar mutlu olmustuk ki, sanki otobüsle Türkiyeye gelmistik. Otobüsten inen bir Türk´e de nerde yemek yenecegini sorduk. Cevap Hasir Ocakbasi....Adana´daymis gibisine gidip kebaplarimizi yedik, sokaklarini dolasip, otele döndük.
Ikinci gün aksami internetten sinemalari arastirdik ve Wedding civarinda Eyvah Eyvah´in oynadigi Alhambra sinemasina gittik.
Berlin´de toplam 3 gece 4 gün kaldik. Her sabah erkenden kalkip, kahvaltimizi yapip (en zevkli yani) yollara koyulduk. Sirasiyla Kais Wilhelm Gedächtniskirche, Europa Center, KaDeWe (Kaufhaus des Westens), Charlottenburg, (Berliner Mauer) Berlin duvarinin kalan kismiyla olusturulan acikhava müzesi (East side Galery), Fernsehturm, Rotes Haus, Berliner Dom, Müzeler Adasi, Unter den Linden, Brandenburgertor, Reichstag, Baris Heykeli, Potzdamer Platz, Checkpoint Charlie ve Genderman Markt ´i gördük. Sinirsiz ulasim biletimize ragmen, cok yürüdük, cok yorulduk. Ama cok sey gördük.

Reichstag-Berlin

Kreuzberg-Türk Mahallesi-Berlin

Brandenburgertor-Belin

Pazartesi günü ise 15:37 ICE treniyle geldigimizden daha yorgun bi sekilde evimize geri döndük. Benim zavalli kocacigim da Sali günü erkenden kalkip isine gücüne koyuldu.

3 Mart 2010 Çarşamba

Tarih bir yil önce bugündü.Tüm sevdiklerimi arkamda birakip ve tüm bildiklerimi unutup saat 16:30 Ist-Münih ucagina binip buraya geldim.
Evimi Almanyaya gönderdikten sonra uzun bi süre beni evine kabul eden Füsun ablamin oturma odasinda, heyecandan sabaha kadar uyuyamamis olsam da, tam anlamiyla kalkip hazirlanmaya basladigimda saat 10 civariydi. Saat 12 de Fabrikadan bir arac beni almaya gelecekti ve ben anahtari Füsun ablaya verip vedalastiktan sonra fabrikadaki diger Hava Alanina gidecek arkadaslari almaya gidecektik. Bilgisayarda biraz oyalanip, birkac bisey yedikten sonra beni hic yanliz birakmayan cnm arkadasim Nursema aradi. Yeni uyanmis :) benim coktan gitmis olmam korkusuyla hemen telefona sarilmis :) Birkac dakika sonra da kapida belirdi. Bavullarimi tasimaya yardim etti ve beraber asagiya indik. Saat 12 de gelmesi gereken arac yarim saat 45 dakika gecikti. Hafiften atistiran yagmurun altinda sütüm ile birlikte, beraber gecirdigimiz güzel günleri konustuk, aglastik. Zaten aglamaya o kadar müsaittim ki....
Arac geldiginde Hava Alanina coktan gec kalmistik. Söfor, anahtari Füsun ablama birakmama homurdandi, söylendi. O nedenle daha önce vedalasamadigim arkadaslarimin önüne kadar gidip, Füsun ablama anahtari verip, sarilip aglasip kosarak arabaya geri döndüm. Benim Bölgeye geldigimi gören diger arkadaslarimdan daha sonra sitem dolu telefonlar aldim. Ama benim bi sucum yoktu.
Fabrikaya gittigimizde Erden, Tolga, Hayriye ve diger hava alani yolculari bizleri bekliyordu. Onlarla da vedalasirken göz yaslarimi tutamadim. Hic beklemeden yola koyulduk.
Daha önce bircok kez Hava alanina gitmistim Cerkezköyden. Ama ilk defa bu kadar uzun, bu kadar buruktum. Sansliydim aslinda. Giengene giden 2 kisi vardi fabrikadan. Onlarla beraber ayni ucaktaydik ve beni Cagataya onlar götürecekti. Bu kadar moral bozuklugu icindeyken, bir de yön bulma problemim olmayacakti.
Dumanli ve soru isaretleriyle dolu bir kafayla 16:30 Münih ucagina bindim. O andan sonra kalbimdeki burukluk yerini heyecana birakti. Nasil bir yere gidiyorum? Nasil insanlarla muhatap olacagim? Beni nasil bir hayat bekliyor?
Bir yil sonra bile, yasadiklarim o kadar net o kadar taze ki, gözümden yanagima dogru süzülen yaslari engelliyemiyorum.O zamanlar diyordum ki: "keske gözlerimi acsam kapasam da biraz zaman gecmis, ben oraya yerlesmis ve adapte olmus olsam" Gercekten de zaman arzu ettigim kadar hizli gecti. Getirdikleriyle ya da alip götürdükleriyle......

22 Ocak 2010 Cuma



"O kadar yanlizim ki!"
Dünyaya küstügüm zamanlarda, ic ceke ceke aglarken, aklimdan gecen tek cümle. Ha bir de " neden kimse beni anlamiyor"... En nefret ettigim huylarimdan biri de kendi dünyamda yasamam ve karamsarligim...
Cerkezköye ilk gittigim zamanlar kendi kendime cok kiziyordum. Ailemden, arkadaslarimdan, isimden, kurulu düzenimden ettim kendimi, evlendim, sürüklendim geldim diye cogu kez pisman oldum. Peki sonra ne yaptim, 3 sene sonra ayni seyi yaptim, bu kez de Almanyaya yerlestim. Önce önümdeki Lego parcalariyla yeni bir dünya kurdum kendime, tam icine kendimi koyacakken, yine kendi ellerimle bozup yenisini yapmaya basladim. Her seferinde daha iyisini yapmam gerekirken, beceremedim. Tüm bunlarla ugrasirken hayati kacirdim. Ailem var dedim, onlar bana yeter dedim ama sonra anladim ki ailem de beni cogu zaman anlamiyor, onlarin yanindayken de yanlizim.
Bir tek sende kendimi buldum, senin sesinle mutlu oldum, senin nefesinde huzur buldum. Ama senin de bana sirtini döndügün zamanlarda ben yine yanliz kaldim, sessiz kaldim, nefessiz kaldim.

16 Aralık 2009 Çarşamba

KOSKOCA 1 YIL


Üzerinden 1 yıl geçti...Gittim gideli o kadar boş, o kadar müsaittim ki yazmaya...ama nedense gitmedi elim...yazamadım
Neler değişti? Aslında pek bişey değişmedi. (Aldığım kiloları saymazsak:) ) Kafam hala serüvenimin başladığı günlerde olduğu gibi karışık. O kadar yaşadığım değişiklik içerisinde hala kendime bir yer bulmaya çalışıyorum. Sanıyorum bulana kadar da hayatımı askıya almış gibiyim. Uzaktan izliyorum, müdahele edemiyorum.

03.03.2009 tarihinde Almanya'ya Münih Havaalanından giriş yaptım. Pasaport kontrolünde çalışan polis kendisiyle Almanca konuşmam gerektiği konusunda benimle kısa(!) bir görüşme yaptı. Pek hoş bir konuşma olduğunu söyleyemicem, ki az kalsın ülkeye giriş yapmadan geri dönüyordum :))) Çağatay'ın arkadaşlarından, Fabrikaya giden 2 kişi beni Giengen'e, Çağatay'ın misafirhanesinin olduğu yere götürdü. Almanya otobanı aynen İstanbul-Çerkezköy arasındaki otobana benziyordu. Arabadakiler Türktü, henüz hiçbirşey anlamamıştım, sadece Çağatayı çok özlemiştim ve biran önce onu görmek istiyordum.
Yaklaşık 2 saat sonra otele geldik. Kocacığım beni bekliyordu. Uzun süren özlem bitmişti, artık Almanyadaydık.

Çağatay aylarca aradığı evi sonunda bulmuştu. Ev Tuna nehrinin ortadan ikiye böldüğü Ulm şehrinin Neu-Ulm yakasında, nehre 2 dakika tren istasyonuna ise yürüme mesafesinde, şehir merkezinde, 4 odalı, balkonsuz, MUTFAKSIZ :) , şirin bir ev... Evi ilk görmeye gittiğimde pek hoş bir durumu yoktu, henüz tadilat bitmemişti ve ertesi gün taşıma şirketi gelecekti. Çağatay'ın uğraşları sonucu taşınma işini 1-2 gün daha erteleyerek bu sorunu çözdük.

Eve taşınana kadar misafirhanede kaldık. Ama ben dışarı çıkmaya o kadar çok korkuyordum ki Çağatay'ın çalıştığı zamanlarda vaktimi hep odada geçirdim. Neden mi korkuyordum? inanın bilmiyorum...Korkak kediler gibi odanın penceresinden dışarı bakıyordum. Dışarısı çok soğuktu, kar yağmıştı ve hafif hafif de atıştırıyordu. Ama odanın içi gayet güzeldi. Fabrika bize o ay bir araba kiralamıştı. Çağatay gelince beni dışarı çıkardı. Ona çok garip geliyordu benim eve kapanıp kalmam. Bilmiyordu ki aslında ben bütün cesareti kendinden alıyordum. Aslında bu kadar değişiklik bile benim için çok fazlaydı. Sadece yanımda o var diye bu kadar şeye cesaret edebildiğimi bilmiyordu.
Bir haftaya kalmadan evime taşındım. Evi üç yabancı adam taşıdı, iyi iş çıkardılar ama evde mutfak olmadığı için herşey darmadağınık bir şekilde ortalığa saçıldı. 1 ay boyunca sipariş ettiğimiz mutfağın gelmesini bekledik. Bu arada yemeklerimizi nerde mi yedik??? Ulm'de babamın halasının oğlu olması (Nihat abiler) her açıdan bizim şansımızdı. Benim Almanya'ya uyum sağlamam hep onlar sayesinde oldu.
Sonuç olarak benim kendi evime yerleşmem 1 buçuk ay sürdü. Neyse ki yerleştim. Herşeyi oturttuktan sonra 4 ay boyunca her sabah 8 de kalkıp Almanca kursuna gittim. Saat 1 de eve dönüyordum, ev işi, ödevler, internet falan derken Çağatay geliyordu, böylece Almanya'daki ilk zamanlarımda vaktimin çoğunu oyalanarak geçirdim.

Sonra ne mi oldu? Sanırım alıştım. İnsan herşeye alışıyor işte. Boşluğa alışıyor, yanlızlığa, hatta aldığı kilolara...Şimdi düşünüyorum da, ne kadar yoğun yaşıyordum. O zamandan bu zamana ne değişti??? Hala anne olamadım, tam 6 kilo aldım, bel ağrılarım aşırı derecede arttı. Mutlu muyum? Buna şükür....Her zamanki gibi... Buna şükür...

1 seneyi böyle özetleyebilirim. 365 gün birkaç satıra sığabiliyorsa pek de bişey yaptığımı söyleyemem. Bekliyordum, hala bekliyorum. Neyi mi? bilmem?

14 Şubat 2009 Cumartesi


AYRI GECIRDIGIMIZ BIR SEVGILILER GUNU DAHA...

Ben de seni seviyorum sevgilim...

(2000km uzakta olsan da..)

11 Şubat 2009 Çarşamba

Almanya’da ev nasıl kiralanır?

Öncelikle ev kiralayacak olan kişinin mutlaka Almanya’ya gitmesi gerek, :) ki bu en kolay aşama… Ev buluncaya kadar Almanya’da konaklamak için bir yer şart olduğundan ya otel ya da misafir evi gibi bir çatı altı ayarlanması gerekir. Tabi bunun için mevcut bütçenden belirli bir miktar para ayrılması şarttır.
Birinci aşamayı kolayca geçtiniz mi, o zaman internetten

( http://www.immobilienscout24.de, www.immowelt.de, www.immobilien.de, www.privatimmobilien.de )
ya da gazeteden ( http://anzeigen.suedwest-aktiv.de )
oturmak istediğiniz eyaletteki ilanlara bakılır. Eğer almanca biliyorsanız kendiniz, İngilizce biliyorsanız İngilizce bilen bir emlak danışmanı vasıtasıyla beğendiğiniz ev sahibinden evi gezmek için randevu alırsınız. (bu arada Türkçeden başka bir dil bilmiyorsanız dil bilen bir arkadaş edinmek durumundasınız yoksa haliniz harap :))) )
Çok kolay sandınız di mi….hayır maalesef kolay değil…henüz bitmedi çünkü….
1- Evler ve odaları çok şekilsiz, şekli güzel evler de çok pahalı…(şöyle örnek vermek gerekirse baktığımız 2 oda (40m2) evler 500 eurodan, 3 oda (60m2) evler 600 eurodan başlıyordu)
2- Soğuk kira (kaltmiete) ve sıcak kira (warmmiete) diye terimler var. Ayrıca yan giderler (nebenkosten) diye bir terim daha var. Soğuk kiraya heiskosten(ısınma giderleri) ve nebenkosten binince zaten bi dünya para ediyor.
3- Evlerin çoğunda mutfak yok, çıkan kiracı mutfağını da birlikte götürüyor. (Dolaplar + tezgah + lavabo + evyeler… kısaca komple mutfak yok) ama bazen çıkan kiracıyla anlaşıp mutfağı da satın alabiliyorsun.
4- Her şey bir yana ev gezmekten bıktınız, artık bir ev bulayım da oturayım diyorsunuz, ev sahibine tamam ben bu evi tutuyorum diyorsunuz. Ev sahibi kimi beğenirse ona kiralıyor evini. Nasıl mı? Evi görmeye 6-7 kişi birden geliyor. Herkes ev görme kağıdı imzalıyor, adını-mesleğini-iletişim numarasını ve aciliyet durumunu yazıyor.Ev sahibi en son listeyi inceleyip kimi beğenirse evi ona kiralıyor.
Evet herkesin kolayca tahmin edebileceği gibi, sevgili kocam bu aşamalardan teker teker geçmiş olmasına rağmen hala kafamızı sokabileceğimiz güzel bir ev bulamadı. Bunda benim de zor beğenen biri olmamın etkisi var ama evi beğensem bile ev sahibi evi bana vermiyor ki…

to be continued….

5 Şubat 2009 Perşembe

Geçen gün tahlil sonuçlarımı Güven Hastanesinin tek bayan doktoru Hafize Hanıma götürdüm. Daha ilk günden kendisi hakkındaki düşüncelerim pek iyi olmasa da birkaç hafta gitmeye devam edip, sürekli araştırmlar yaptım.geçen diyalog şu şekilde:

- Doktor hanım tahlil sonuçlarım çıktı.
- Evet Zafercim gel otur bakalım.
(kağıda baktıktan sonra)
Sonuçların gayet iyi, hiçbir sorun yok.
-Nasıl yani ilaç kullanmama gerek yok mu?
-(kağıda tekrar bakar) hmm ama sen kansızsın...bu şekilde hamile kalamazsın.
hangi ilçaları kullanıyorsun?
(???? nasıl yani az önce tahlil sonuçlarım iyi değil miydi, hani sorun yoktu?)
-hiçbir ilaç kullanmıyorum.
-e sen kullan, kansızlık için bir ilaç kullan.
-tamam kullaniiim, ne önerirsiniz?
-folbiol kullan iyi gelir. Folik asit için hergün 1 tane kullan.
-neye iyi gelir? kansızlığa mı, demir eksikliğine mi folik asit eksikliğine mi?
-hepsine hepsine.
-o zaman bir kağıda yazın da aklımda kalsın.Reçete falan yazmayacak mısınız.
-oluuur yazayım.(kağıdı alır, ilacın ismini yazar ve kaşesini basıp imzalar.)
-peki iyi akşamlar ????

Nihayetinde doktora zorla reçete yazdırdım ve sonuçlarımın iyi mi kötü mü olduğunu internet araştırmalarım, başka doktorlara sormam ve sonuçları kardeşime fakslamam sonucu öğrenmiş bulunmaktayım.Ama hala söz konusu doktorun ne işe yaradığı konusunda hiç bir fikrim yok. Şu an Folbiol kullanıyorum. Üzerinde kansızlığa karşı folik asit takviyesi yazıyor. Umarım iyi gelir....

Not: Güven Hastanesi Kadın Doğum Bölümündeki Dr. Hafize hnm'ı da şiddetle önermiyorum.

2 Şubat 2009 Pazartesi

SÜREÇ ÇOKTAAAN BAŞLADI….


Öteki yarım gideli nerdeyse 1 ay oldu. 1 ay bazılarımız için her ne kadar kısacık bir süre olsa da benim için sanki koca bir yıl gibi geldi. Kafamda ülkeden ayrılmadan önce yapmam gerekenlerin listesi, ordan oraya savruldum durdum. Yapmadıklarım yapamadıklarıma karıştı, hepsi bir sonrakine bağlı olarak sürekli önem sırası yer değiştirdi….

İlacımı bıraktım bırakalı tahmin ettiğim gibi ağrılarım biraz daha arttı. Eskiden yürüyüşümün ne kadar yalpa olduğunu fark etmeyen insanlar artık fark eder, sorar ve bana üzülür oldu. Gebelik konusuna gelince, bu ay maaşımın büyük bir çoğunluğunu Güven Hastanesine ve dişçime verdim. Neyseki test sonuçlarım kötü çıkmadı ve dişlerim sandığım kadar felaket bir durumda değildi. Doğum öncesi tetkikleri bitirmiş bulunmaktayım. Artık gerisi Allah’a kalmış….

Almanya’da yerleşim konusu hala büyük bir soru işareti ama en azından sarfedilen çabaya saygı duymak lazım. İnternet sitelerindeki evleri, gazete küpürlerindeki terimleri ve Ulm sokaklarını ezberlemiş bulunmaktayım. Ama inanıyorum ki biryerlerde bize uygun bir ev var ve vakti gelince biz onu bulup tutacağız.

Eşyalarımın bir kısmını gelecek hafta sonu taşıma şirketi paketleyecek. Yurtdışına götürmeyeceğim kısmını da yavaş yavaş görümcemle birlikte paketleyip küçük odaya istifliyoruz. Taşıma şirketi 20 günde eşyaların Almanya’ya gideceğini söyledi. İnşallah o zamana kadar o biryerlerde bizi bekleyen evi bulabiliriz.

Daha birçok soru işareti var. Hem aklımda hem yaşantımda hem de etrafımda bensiz dönen şu dünyada…Cevabını arayıp da bulamadığım, sorusunu bulup da soramadığım, yoluna koyamadığım….Sanıyorum o karman çorman yaptığım, düğüm düğüm olduğunu düşündüğüm ipin ucunu arıyorum. Tutup çekince her şey kendiliğinden oluverecek.

Hayatımı bir yabancı gibi dışarıdan izliyorum. Ben de herkes gibi bekliyorum…..

22 Ocak 2009 Perşembe

Ankilozan Spondilit

Tam 6 yıl önce, çekilen onda MR’dan ve o çektirdiğim MR’ları gösterdiğim, birinden birine sevk edildiğim doktorlardan sonra, ismini daha önce hiç duymadığım bu hastalığa sahip olduğumu öğrendim. İnanmadım önce… İnternette araştırdım. Meğer ne çok AS hastası varmış. Bu hastalığa sahip olanların sorunlarını paylaşmak için kurdukları bir forum sitesi ve AS Derneği olduğunu da öğrendim. Rahatlamıştım biraz. Bu dünyada yalnız ben değildim bu acıları çeken. “Düşenin halinden ancak düşen anlar” derler ya, benim çektiğim acıları da ancak AS hastası biri anlar.

İşte tam 6 yıl önce kullanmaya başladığım ve bu süre zarfında her akşam yatmadan önce kendisine başvurduğum, can dostum kadim arkadaşım ve onsuz ne yapacağımı hala kara kara düşündüğüm “Rantudil-forte” (kas gevşetici-ağrı kesici) den ayrılmış bulunmaktayım. Muhtaç olduğum, bir gün bile yanımdan ayırmadığım sevgili dostumdan özür dileyerek, belirli bir amaç uğruna kısa süreliğine bıraktım kendisini. Bakarsın bu amaç neticesinde iyileşirim, bir daha görüşemeyiz. Kim bilir?

Şimdiye kadarki yazdıklarımı okuyanlar merak içinde bu hastalığı araştırmaya başlamış olabilirler diye 6 yıl boyunca acaba bu hastalığa bir çözüm bulabilmişler midir diye dolaştığım internet sayfalarından bilgiler yazmak istiyorum, ilgilenen olur diye….

Ankilozan Spondilit nedir?
ankilozan spondilit ağrılı, ilerleyici bir romatizmal hastalıktır. Temelde omurgayı etkilemekle beraber, diğer eklemleri, kiriş ve bağları da etkileyebilir. Bazen göz, akciğer, barsak ve kalp tutuluşu da görülebilir. Nedeni tam olarak bilinmemektedir.

AS’in şifası var mıdır, tamamen iyileşir mi ?
Ne yazık ki hayır. Steroid olmayan yangı giderici ilaçlar(ki burada benim dostumdan söz ediliyor) ağrıyı azaltırlar, rahat bir uyku ve genel iyilik sağlarlar. Ancak, ilaç kullanmak tedavinin sadece bir bölümüdür. Uygun egzersizlerin yapılması AS tedavisinde çok önemli bir yer tutar. İlaçlar bu egzersizleri ağrısız olarak yapabilmenize yardımcı olur. Unutmayınız ! Tedavinin temeli egzersizlerdir.


Bu hastalık nasıl sonuçlanır, ne olurum ?
AS tüm hastalarda aynı gidişi izlemez. Hastadan hastaya farklılıklar gösterebilir. Genellikle, belirtiler yıllar boyunca gelir ve gider, çeşitli aralıklarla tekrarlar. Klasik olarak önce bel bölgesi sertleşir, sonra bu sertlik omurga boyunca yukarı doğru boyun bölgesine dek ilerler ve omurganız öne eğik bir şekilde hareketsiz kalır. Uygun tedavi edilmeyen bir hastada gelişecek klasik vücut pozisyonu, kalçalar ve dizlerde bükülme, omurgada (bel, sırt ve boyunda) hareketsizlik, sırtta kamburlaşma ve bombe bir karın şeklindedir.


AS’de ne olmaktadır ?
AS’de ilk tutulan bölge sıklıkla leğen kemikleridir. Buna farklı zamanlarda bel, göğüs kafesi ve boyun bölgeleri tutuluşları eklenir. Bu bölgelerde, kiriş ve bağların kemiğe yapıştıkları yerde ortaya çıkan yangı temel bozukluktur. Bu yapışma yerlerinde aşınmalar meydana gelir. Yangı yatışırken, iyileşme sürecinde yeni kemik oluşumları ortaya çıkar. Kiriş ya da bağlardaki elastik dokuların yerine kemik dokusunun geçmesiyle, harekette azalma olur. Yangısal olayın tekrarlamaları sonucunda kemik oluşumları artar ve omurga kemikleri kaynaşarak bütün bir hal alırlar ve bu da hareketlerin kısıtlanmasıyla sonuçlanır. Hastalığın başlangıç dönemlerindeki hareket kısıtlılığının nedeni, ağrı ve kas kasılmalarıdır ve bu dönemde ilaç kullanımı ile düzelir. Ancak, ileri dönemdeki kemiklerdeki birleşmeden sonra ortaya çıkan hareket kısıtlılığı geriye dönmez. Bunun engellenebilmesi ya da yavaşlatılabilmesi için, egzersizlerin düzenli olarak yapılması şarttır.


Gebelik
Genellikle bilinen, gebeliğin AS’de bir problem olmadığıdır. Gebelik nedeniyle hastalıkta alevlenme ya da gerileme ortaya çıkmaz. Eğer ciddi kalça sorunu varsa, sezaryen ile doğum gerekli olabilir. Gebelik süresince bebeğin büyümesi, omurganın eğilmesine ve ayakta dururken ağrıda artmaya neden olabilir. Ağırlığı omurga üzerinden alıp yayan gebelik desteklerinin kullanılması yardımcı olabilir. Gebeliğin ilk 12 haftası ve son 4 haftasında yangı giderici ilaçların bırakılması uygundur. Emzirme döneminin sona ermesine kadar da, ilaç kullanımına yeniden başlanmaması iyi olur. İlaç kullanmak yerine, egzersiz programınızı arttırmayı deneyebilirsiniz. İlk 12 haftadan sonra, gebelik normal seyrediyorsa ilaç kullanmak yerine sıcak su havuzlarında yapılacak su banyolarının uygulanması yardımcı olabilir.
(Dr Kazım Çapacı’dan alıntıdır)

Asıl önemli konu, yani önümüzdeki yaklaşık 1 sene boyunca beni ilaçlarımdan uzaklaştıracak ve bir süre ağrılarımla baş başa bırakacak amacım, Gebelik:

Bu ara google sayfalarında sıkça araştırdığım, sabahları kalktığımda ve akşamları oturduğum yer bana dar geldiğinde “bu konuyu tekrar mı düşünsem” dediğim, kendimden çok etrafımdan destek beklediğim, bu satırları yazma sebebim, mühim konu…


12 Ocak 2009 Pazartesi

Dün doğum günündü…Bugün yeni bir hayata başladığın gün…Astroloji falında yazıyor ya sürekli “2009 Yılı Oğlaklar için hayatlarının dönüm noktası” diye, aynen öyle…

Sabah 4:30’du evden çıktığında. Pencereden bakarak uğurladım, o kadar soğuktu ki hava, acele acele bindin arabaya bana el sallamadan. Biliyorum ki gittiğin yerde bir sürü iş bekliyor seni ve giderken de ardında bir sürü iş bırakıyorsun bana… Hangisi daha zor bilmiyorum ki, giden mi olmak kalan mı? Yıllardır sorarım bunu kendime ama her ikisi de ağır gelir düşündükçe…

Sabah işe geldiğimde aldım bu güzel çiçeğini ve bir anı olarak kalsın diye ekledim seyir defterime… Daha önce çok çiçek gönderdin ama bu başka geldi bana… Çok şaşırdım, beklemiyordum. Yine ağladım notunu okuyunca… Değişik bir şey yazmıyordu belki bildiğim bir şeydi yazan ama sanıyorum ihtiyacım vardı duymaya… “Seni seviyorum”
Posted by Picasa
Canım aşkım su an yoldasın
açık olsun ....
gittiğin yer bastığın toprak ne şanslı
bir yanında aşk bir yanında meşk
uğurlar olsun git gel
herşey sevinçle selam getirsin
işin gücün rast gelsin.......

7 Ocak 2009 Çarşamba

Bir kadını sevmekle başlar her şey ama, bir kadını tanımakla anlaşılır, hayatın sırrına ancak aşkla varılacağına.

Sevgi arsızıdır kadın. Verdiğinden daha fazlasını isteme bencilliğini gösterecek kadar sevgi arsızı… Bu yanını doyurunca şımaracağından korkanlar, birlikte çoğalacaklarını bilmeyenlerdir. Bir kadını sevmekle baslar her şey ama, bir kadını tanımakla kanat çırpılır özgürlüğün bütün maviliklerine. Kendine inananlara, aşka inananlara koşar. Hem yaman bir ask avcısı, hem de engebeli yollarda koşmaktan bitap ask yorgunudur kadın.

Bir kadını sevmekle baslar her şey ama bir kadını tanımakla çıkılır keyifli serüvenlere. Hayatla dalga geçmesini bilir kadın, tıpkı kendiyle dalga geçmesini bildiği gibi. Ağız dolusu gülüşlere teslim olur. Bir kadını sevmekle baslar her şey ama bir kadını tanımakla tanık olunur tutkuların gücüne. Göze alandır kadın. Çekip gitmeyi, sahip olduklarından vazgeçmeyi, karşılık beklememeyi…

Mücadele eder, kızar, bağırır ama hep sever. Dedim ya bir dünyadır kadınlar, yürekleriyle konuşan, gözleriyle gülen… Yüreğini sevgiye açan ve sevmekten korkmayan bütün kadınlar gibi… şimdi bir düşünün, kaç kadını değil bir kadını tanıyabildiniz mi bugüne değin? ? ?

Tanrı, kadınlara geçmişi ve geleceği, erkeklere ise yasadığı günü armağan etti, kadınlar geniş bir zamana yayıldıkları için huzursuz, erkekler daracık bir zamana sıkıştıkları için anlayışsız oldular.

Ahmet Altan
Bir adamı sevmekle başlar herşey....(biliyorum ki bunun doğrusu bir kadını sevmekle başlar herşey ama bu benim hikayem kime ne) yıllar önce...taa 12 yıl önce sevdim (ki kendisi şu an biricik kocam) nerden bilirdim kaderimi böylesine değiştireceğimi...oysa ki o zamanlar hayallerimiz de aynı bizim gibi çocuktu...evlenecektik, Mersin'e yerleşecektik...yazları hem denize hem de havuza girebileceğimiz bir sitede oturacaktık.Adana'daki ailemiz bizi ziyarete gelecekti, 2 çocuğumuz olacaktı, biri kız biri erkek...
Ailemden ilk ayrılışımdı üniversite yıllarım. Sevdim ya, herşey daha kolay olacaktı benim için...İzmir'e gittik, sevgilim gecikmeli de gelse...ne zor olmuştu bana o 3-4 ay...nerdeyse her gece ağlamış, birkaç arkadaş edindikten sonra tüm sıkıntılarımı unutmuştum.(sevgili kocacım her zaman yüzüme vurur)
İkinci ayrılışım da evlendikten sonra oldu.Trakya'ya gelirken içim çok burkulmuştu.Tüm yaşantımın artık burda geçeceğini düşünerek daha da üzülüyordum.Kader işte, nerden bilecektim 3,5 sene sonra da bavulları toplayıp Almanya'ya gideceğimizi...
Türkiye'de son birkaç ayım olduğunu düşününce panikliyorum. Ama düşünmediğim zamanlarda iyiyim. Şöyle gözlerimi açıp kapasam ve Almanya'ya çoktan uyum sağlamış olsam, herşey rayına otursa ne güzel olurdu...yapılacak çok iş var günlük...ve ben hala oturmuş nerden başlasam diye düşünüyorum. Acaba neleri özlerim, pişman olur muyum, herşeyi geride bırakıp yine de mutlu olur muyum diye...
İşte herşey bir adamı sevmekle başladı...ve aslında değişikliği kolay kabullenemeyen ben, kendimi bir anda ortasında buldum.
Bu çok uzun bir hikaye...ilerki zamanlarda anlatırım...

6 Ocak 2009 Salı

2009 Hoşgeldin...

2009 hayatıma kadar çok yenilik getirdi ki...hangisini söylesem, hangilerini sıralasam bilmiyorum. Bu kadar yeniliğe ben de kendi ellerime bir tane daha ekledim ve tüm bunları anlatmak için bir seyir defteri açtım kendime...eee ben de HOŞGELDİM...